Dolar : Alış : 5.4345 / Satış : 5.4443
Euro : Alış : 6.1114 / Satış : 6.1224
HAVA DURUMU
hava durumu

igdir15°CParçalı Bulutlu

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 20 Kategoride 411 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

DÜNDEN GELECEĞE KADINLAR VE KURTLAR

09 Ocak 2016 - 1.543 kez okunmuş
Ana Sayfa » Kültür Sanat»DÜNDEN GELECEĞE KADINLAR VE KURTLAR
DÜNDEN GELECEĞE KADINLAR VE KURTLAR

DÜNDEN GELECEĞE KADINLAR VE KURTLAR

Kadının hür olduğu derecede toplum hürdür.”
Charles Fournier

Kadınlar ve kurtlar…İnanılmaz bir duyarlık , dayanıklılık , güçlü sezgileri , koşullara uyum sağlamaktaki başarıları ve eşsiz cesaretleri ile benzerdirler.

İnsanlık tarihinin büyük bir bölümünü kaplayan Paleolitik dönemde , ilk kez inançlarla ilgili bir takım belirtiler ortaya çıkmıştır . Sanat eserlerinin en ilginç örnekleri küçük boyda yapılmış kadın heykelcikleridir . Ana Tanrıça kültünün ilk örnekleri olan bu “Venüs” ya da “Ana Tanrıça” yaratma eyleminin özü , insanlar için bereket ve çoğalmanın simgesi olarak karşımıza çıkar . Bereket Tanrıçaları , Toprak Ana simgeleri bu çağların “Büyük Ana”sıdır . Ana Tanrıça , insanın dünyayla girdiği tüm ilişkileri düzenler . Dünyasal kadının kutsal oluşumu olan Ana Tanrıça yaşam ve ölüm arasında çelişik görünen öğeleri kendisinde toplayan bir ilkedir .

Tarih öncesinin en gerilerine dek gittiğimizde Akdeniz çevresinde, kuzey ülkelerinde, Asya içlerindeki tüm kültür ve uygarlıklarda çeşitli isimlerde fakat hep aynı inançta birleşen bir Ana Tanrıça ile karşılaşılır . Kökeninin Anadolu olduğu kesinlik kazanan bu Tanrıça’nın varlığı Hacılar ve Çatalhöyük’te yapılan çalışmalar sonucunda M.Ö.6500-7000’lere kadar uzanmaktadır . Değişik boyutlarda pişmiş toprak ve taştan yapılmış heykelciklerde Ana Tanrıça ayakta, oturmuş ya da uzanmış olarak tasvir edilir. Geniş kalçalı, karınlı, iri göğüslü ve daima çıplaktır . Kalça, göğüs ve vurgulanan üreme organı analığı, üremeyi, dişiliği, hayatın sürmesini ve bereketi simgeler. Tapınılan varlığın dişi olması Neolitik insanların anaerkil bir toplum içinde yaşadıklarını gösterir .

Anaerkil yaşayan bu uygarlıkta savaş yok, hiyerarşi yok, sanat hayatın tam merkezinde. Kadın ve erkek eşit işleri, eşit aletlerle birlikte yaparlardı. Bulunan kanıtlarla, birlikte buğday öğütüp, ekmek yaptıklarına ve ne erkeğin kadına, ne kadının erkeğe hükmetmediğine karar verildi. Anacıl düzenin sahip olduğu ilkel toplumda sömürü diye bir olgu yoktur. Doğurganlığı, çocuğunu beslemesi, koruması, bitki toplaması , ekme biçme işleri, hastalıklara ve yaralara bakması, hayvanların evcilleştirilmesi, dikiş dikme, kenara ayırdığı şeylerle geleceği düşünebilmesi, çanak çömlek yapması gibi tüm çabalar kadının erkekten üstün olması için gerekli özel becerilerdir.Tabiatı gözleyerek sırlarını ilk çözen kadındı. Erkek kadının vasıflarını bilir, buyruklarına boyun eğer, saygı duyardı. Eski ilkel dönemlerde inançlar ve normlar doğa ile bütünleşmekte, bundan dolayı da kadın daha saygın konumdaydı, üremeden dolayı analık kavramı önemli, ana soyluluk geçerliydi. Kadın Tanrıça olarak algılanmakta, insan ile doğa arasında kutsal bir bağdı, tıpkı toprak gibi. Yaşam aşk ile vardı.

Anaerkil yaşam Anadolu’da çok uzun bir zaman devam etmiştir . Hititler ve Frigler de bile izleri görülmektedir. Kalkolitik Çağ’da da Ana Tanrıça inancı devam etmiştir.

M.Ö.4.bin yılın sonlarına doğru Anadolu’da Tunç Çağları başlar. Sosyo ekonomik ve siyasal değişim sonucu erkek toplumda ve ailede lider durumuna geçer. Bu değişim bir anda ortaya çıkmamıştır. Çölleşmiş bölgelerin terk edilerek göçlerin oluşması esnasında ana-çocuk ve kadın-erkek bağı bozulmuştur. Zorlaşan hava koşulları nedeniyle erkekler evden uzaklaşarak yiyecek bulurken, kadınlar çocukları ile kalmışlardır . Bu dönemin sonunda kadın-tanrıçanın yerini erkek-asker almıştır. Kadınlar saygın ve eşit durumlarını kaybetmiş, barış, bolluk içinde bir yaşam yerine şiddete dayanan, savaşı baş tacı yapan Ataerkil döneme geçilmiştir.

M.Ö. 1.bin yılından itibaren yaşanan bu yeni kültür birikiminin devamı olan Helenistik ve Roma dönemlerinde, isimleri değişiklik gösterse de insan yaşamında önem taşıyan olayları sembolize eden tanrı ve tanrıçalara insanlar tapmışlardır .

Tanrı, kadının erkeğin hizmetçisi olacağına karar verinceye kadar erkek-kadın-doğa üçlüsü güzel bir bahçede mutlu mesut yaşıyorlardı.”

Dünyanın Semavi dinlere geçişiyle dengeler tersine ve haksız yönde değişmeye devam etmiştir. Dünyadaki büyük dinlerde kadın günahkardır, bundan dolayı cezalandırılmış, erkeğin emri altında, insanoğlunun devamını sağlayan bir araçtır. Kadının erkeğin kaburga kemiğinden, Adem yalnız kalmasın diye yaratıldığı kabul görmüştür. Tanrılı ve tanrıçalı dönemlerden tek tanrılı dinlere geçişte eski kaynaklar, Ortaçağ Engizisyon mahkemelerinde şifacı iki milyon kadın yakılmıştır. Ardından gelen veba salgınında on iki milyon insan ölmüştür. Doğa, öldürülen kadınların intikamını almıştır.

Erkeklerin hakimiyeti ele geçirmesi ile kadının barışçı ve eşitlikçi dünyası şiddet yüklü, otoriter bir dünyaya dönüşmüştür. Eric Fromm “Anaerkil Toplum ve Kadın Hakları” kitabında , toplumları oluşturan insanların ana merkezli düzende büyümesiyle oral kişilik, baba merkezli düzende ise anal kişiliğe sahip olduğunu iddia eder. Anal toplum kapitalist, doyum bilmeyen, hırslı, kendi kültür, din ve ırkının üstünlüğüne inanan, bireysel, geleceği düşünmeyen, erkeği yücelten, ayrımcı bir toplumdur. Kadın hem Tanrı’nın bir kulu, hem de kul erkeğin bir kulu olarak ikili bir kulluk konumuna düştü…

19.y.y. da başlayan feminist hareketlerle birlikte kadın erkek eşitliğinin yeniden düzenlenmesine çalışıldı. Hümanist akımlar, okuma yazma oranının yükselmesi, kitapların çoğalması, gelişen teknoloji, medyanın halkın her kesimine ulaşması, insanlar arasında eşitlik ve güzellik umudu doğurdu. Ancak teknoloji barış yerine hürriyet adına savaş için kullanıldı .

Erkeğin hakimiyeti kaybetmemesi uğruna; kadınlar çıplak tasvir edilen ama tapınılacak kadar saygı duyulan o eski çağlardaki konumundan, bugün heykelleri bile giydirilen, hangi semavi inançta olursa olsun Tanrı adına işkence edilen, yok sayılan, şiddet uygulanan, ticareti yapılan , sözde özgürlükler adına medya önünde çırıl çıplak soyularak akılsız ve ruhsuz cinsel bir obje olarak topluma sunulan varlık haline getirildi . Hitler, Stalin gibi diktatörler, atom bombası, doğanın mahvedilmesi 20.y.y.da ataerkil düzenin insanlığa hediyesi oldu .

Yaşananlara rağmen tutsak alınamayan kadınlar, içgüdüsel doğasıyla hayat alanını belirlemede, yetenekleriyle övünmeden, kusurlarının altında ezilmeden, güven ve gururla ait olduğu yeri bulup yaşam alanını düzenler ve yüksek bir bilinç yaratır. O kadınlar ışıldar ve kendileri dahil etraflarındaki ruhları beslerler. Bu nedenle kadınların güçlü olması, benliklerine sadık kalarak fikirlerini , kanaatlerini , ahlaki değerlerini ve ideallerini bastırmadan, öğrenmeye açık yaşaması gerekir. Güçlü kadın koşulları değiştirebilen, tuttuğunu koparan ve cesur kişiliğiyle son derece saldırgan rakiplerini yenilgiye uğratandır .

Sevgili kadınlar, esaret kabul etmeyen kurtlar gibi içsel sesinizi dinleyin ve sizi zincirlemeye gelenlere karşı insanlık kılıcınızı kuşanınız.

Nuray Türk Günay

Kaynak : Pincole Estes, Anadolu Arkeolojisi, Eric Fromm

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

İlgili Terimler :
TemaFabrika