Dolar : Alış : 3.5000 / Satış : 3.5063
Euro : Alış : 3.9100 / Satış : 3.9170
HAVA DURUMU
hava durumu

igdir33°CParçalı Bulutlu

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 19 Kategoride 399 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

ALAMAN DIĞASI

05 Haziran 2016 - 518 kez okunmuş
Ana Sayfa » Kültür Sanat»ALAMAN DIĞASI
ALAMAN DIĞASI

Yıl 1961 Temmuz ayının ortaları: Kolay değil tam
yarım asrı geride bırakmışım. Yıllar su misali akıp
gitmiş. Geri dönüp bakınca, bir masal gibi hep mutlu
sonla biten anılarım olmasa da acısıyla tatlısıyla her
şeyi dün gibi hatırlıyorum. Gençlik yıllarımdaki gibi
olmasa da oram buram dökülse, yüzüm solsa da hâlâ
dimdik ayaktayım. Tamahkâr Köyü’nün tüm sırrını,
gizli saklısını en iyi ben biliyorum. Hırsızını, dolandırıcısını,
gurumsağını en iyi ben biliyorum.

Sahibimin adı Muharremdir. Köyde herkes ona
Yezid Maho der. Kısa boylu, göbekli, yanakları pörtmüş,
yeşil gözlü, dişleri seyrek, meymenetsizin biridir.
Çok akıllı ve sinsi bir namussuzdur.

Beni, Ermeni Agop Usta’ya yaptırdı. Övünmek gibi
olmasın bu yörenin en güzel kahvehanesiyim. Yezid
Maho, ustanın atasından yadigâr altın işlemeli köstekli
saatini çaldı. Ustaya yardım eden Kürt Osman’a iftira
attı. Bu çalmış olmalı diyerek kovdu. Ustanın da parasını
vermedi. Her parayı isteyişinde; “Hacı emminde
paran olsun, rahat ol” dedi, hep erteledi. Para vermeden
inşaatı bitirdi. Bir gün köyde dedikodu çıkardı. Ustanın
Cinni Seriye’ye sarkıntılık yaptığını gizli gizli
yaydı. Agop Usta, parasını alamadan bir gece köyü gizlice
terk etti.

Yine akşam saatleri yaklaşıyor. Etrafımı üşüşen
toprak damlı evler sessiz sedasız gönül verdiği ay ve
yıldızları seyre hazırlanıyor. Güneş gün boyu yakıp,
kavurduktan sonra dağların arkasına doğru yolculuğa
çıkmış, bile… Hacı Esed emmi, yanık sesi ile köylüleri
akşam namazına çağırıyor… Bu akşam farklı şeyler
olacağını hissediyorum…

Namazını bitiren burada soluklanıyor. Köylü masalara
oturmuş sohbet ediyor. Kapı açılınca çıyak cıyak
bağırdı. Mir Mecid elinde bastonuyla içeri girdi. “Bu
kapıyı kaç defa yağla dedim.” Yezid Maho duymazlıktan
geldi, “Akıl veren kavat çok ama hiç para veren
kavat yok,” diye söylendi. Bir taraftan da “Çay değil,
tavşankanı mübarek,” diye bağırıyor, çayları masalara
servis ediyordu. Hemen arkasından molla selam vererek
içeriye giriyor. Tüm kahve ayaklanıyor. O da ne,
gözlerime inanamıyorum Sönmez ayağa kalkmadı. Tevekkül
Allah’a çıngar kopacak… Molla, suratını asmış,
ters ters bakıyor, “Nerede olursanız olun, alim gelince
ayağa kalkın, saygılı olun. Mollalar her zaman üzerinde
Kur’an taşır, Kur’ana saygılı olun, ayağa kalkın” diyerek,
oturduğu masada kükrüyor. Sigara dumanına gömülen
masalarda sesler, homurdanmalar…

Gürültüye, patırtıya alıştım ama bu zıkkım sigara,
kanser edecek beni. Zaten her taraf kir pas içinde…
Kavruk yüzler Sönmez’e bakıyor. Nasıl bir tepki vereceğini
merak ediyor. Biraz delidoludur, ne yapacağını
kimse önceden pek kestiremez. Sönmez’in esmer yüzü;
ensesine kadar kızarmış. Süklüm püklüm yerinde kıvranıyor…
“Dalgınlığıma geldi, fark etmedim” diyor.
Yemin üzerine yemin ediyor…
Bu hengâmede Hacı İrbaham ise her zaman ki gibi
çoktan uykuya dalmış, horlamaya bile başlamıştı. Mir
Mecit Ağa cebinden köstekli saati çıkarıp, baktı.
-“Maho can, radyoyu aç acans vaktidir,” dedi,
“Acansı dinleyelim.” Ölü sessizliği içeriye çöküyor.

Herkes bir anda suspus olmuş, ajansa kulak asmış.
Almanya Türkiye’den işçi istiyordu. Gitmek isteyenler
İş ve İşçi Bulma Kurumuna müracaat etmeliydi.
Fakir, umutsuz yürekleri bir anda heyecan sardı.
Kavruk, toprak renkli yüzlerde çiçekler açtı. Almanya
yoksul köylü için iyi bir fırsat olabilirdi. Ama gavur
memleketiydi. Herkes merakla mollaya gözlerini çevirdi.
“Alamanya’da çalışmak dinimizce caiz mi?” dediler.
Molla’nın yanakları sarkmış, gözleri büyümüş,
yağlı göbeği sandalyenin üzerinde inip inip kalkıyordu.
“Başımıza taş yağacak. Müselmanın, gavura çalışması
haramdır. Günahtır. Orada kazanacağınız para it
kanından haramdır… Le havle vela kuvvete… Tövbe,
tövbe…”
Kavruk, toprak renki yüzlerdeki çiçekler, hemen solup
dökülüverdi. Yüzler buruştu. Suratları asıldı. Umutlar
sessizce kanat çırpıp, ölgün gözlerinde uçuştu.
“Bir de diyelim ki gittiniz orada çocuğunuz oldu. O
zaman o çocuk da dığa olur, dığa…” dedi, kestirip attı,
molla.

-Men gitmem.
-Men de gitmem.
-Men de…
Kimse gitmiyor. Keşke Yezid Maho gitse, ondan
kurtulsam diye içimden geçiriyorum. Sanki düşüncelerimi
okuyor.
“Mende gitmem, molla emmi haklı…” diye bağırıyor,
gözleri fıldır fıldır… Molla çayını keyifle yudumluyor.
Fakir köylünün aklı karışık, çay boğazında düğümleniyor…
Maho yine dışarıya çıkıyor… Etrafa bakıyor,
kimse yok. Eyvah, eyvah üzerime işiyor. Karan112
lıkta üstünü başını da batırıyor. Beni de mur murdar
ediyor.

“Adi herif, caminin tuvaleti hemen karşıda oraya
gitsene!” diye kızıyorum. İşeyip rahatladıktan sonra eli
ile sakalını sıvazlayıp tekrar içeriye giriyor.
Saat ilerliyordu. Artık herkes evine gidiyor. Maho
gitmeye hazırlanıyordu ki, Adil kapıya bir tekme vurarak
içeriye girdi. Ayakta duramıyordu. Her zaman ki
gibi zil zurna sarhoştu. Maho’nun keyfi kaçtı. Bu köpoğlu
nereden geldi diye içinden geçirdi.

Böylece yıllar geçmişti. Ben biraz daha yaşlanmıştım.
Köyden kimse Almanya’ya gitmemişti. Sadece
Molla’nın çocukları ve Yezid Maho’nun çocukları gitmişti.
Bir gün mollanın Almanya’daki büyük oğlu izine
geldi. Alman kızı ile evlenmişti. Birde civciv sarısı bir
oğlu olmuştu. Torununun elinden tutup gezdiriyordu.
“Alaman dığasının elinden tutup, nereye gedirsen”
diye bir ses duydum. Sağıma soluma baktım. Az ileride
Sönmez’i gördüm. Yüzünde istihza. Molla duymazlıktan
geldi. Söylene söylene yürüyerek gözden kayboldu…

Sözcükler
Dığa: Ermeni çocuğu, ( Argoda küfür )
Pörtmek: Şişip, kabarmak
Meymenetsiz: Uğursuz

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

İlgili Terimler :
TemaFabrika